Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

Utanma

Magazin Editor

Magazin Habercisi
Katılım
28 Mar 2019
Mesajlar
11,427
Web sitesi
www.magazin.biz.tr
23 Nisan dünya tarihi için çok ama çok önemli bir gün tabii ki. Bu coğrafyada hüküm süren vatandaşların kendi yönetim biçimlerini değiştirdikleri ve meclis kurup çok katılımcı bir yönetimi seçmelerinin başlangıç günü. Ülke yönetimini bir ailenin boyunduruğundan kurtarıp halka vermenin ilk günü bugün. Gerçekten yedi düvele karşı kazanılmış bir zafer. Bakmayın dünyayı yöneten büyük ülkelerin demokrasi çığırtkanlıklarına; bu Mezopotamya coğrafyasında kontrol edebildikleri küçük oluşumlarla (çoğunlukla aileler) ülke yönetimleri oluşturmak onların işine gelir. O yüzden Osmanlı’nın padişah düzeninin yıkılmasına kesinlikle karşı durmuşlardır. Ama mavi gözlü dev, onların analarını, babalarını, sülalelerini ikna etmiş ve bugüne gelmemizi sağlamıştır. Ve ardından çocuklara armağan edip gelecekte de böyle şeylere geri dönmeyin sakın mesajını çok net vermiştir. Yaşa, var ol paşam…Benim için de ayrı önemi var bugünün. 23 Nisan 1978’de rahmetli dayım elimden tutup, büyük ihtimalle çocuk bayramı hediyesi olarak sokmuş İnönü’nün kapısından içeri. O gün de 3-0 kazanmıştık, rakip Ankaragücü idi. O gün de son dakikalarda Paunovic kafa ile aynı kaleye atmıştı 3. golü. Tabii ki birçok şey değişti. Tribündeki en favori beste “Fincanı taştan oyarlar balam oyarlar, içine de bade koyarlar” idi mesela. Ama hep beraber söylenirdi. Şimdiki gibi kapalı üst meyhaneye içmeye gelmiş gibi kafasına göre takılırken, açık başka dertlerle uğraşmazdı eski tribünde. Neyse, bunları yazmaktan ben bıktım; eskisi yenisi tüm amigolar da söylüyor zaten ama çözüm bulunur mu bilemem.Değişen sadece tribün desteği değil elbet, insanımız da değişti. Artık topçuya sabır mabır yok; onlar bizlerin işçileri. İşlerini yaparlarsa şak şak, biraz eksik yapar ya da sporun doğası gereği rakip daha iyi olursa yuh yuh. Gazeteciler vardı mesela o zamanlar; çıkarsız gördüğünü yazarlardı. Eski topçu ya da fena edebiyatçı idiler yani; şaklabanlık, liyakatsızlık, hadsizlik yoktu o zamanlar. Tabii bu saydıklarım ülkenin, hatta dünyanın her yerinde, her platformunda olan gerçekler. Eskiye özlem bize romantizmden başka bir haz, bir değer katmıyor.Ama yine de bu camia başka. Her ne kadar tribünde havamızı kaybetsek de, topçumuzu yuhalasak da, başkanlarımızın hepsine hırsız damgası vursak da; çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç, işçi patron, ünlü ünsüz hiçbirimizin içindeki bu aşk bitmeyecek. Bir gün önce Akatlar’da (baskete başka yazı lazım), dün İnönü’de o insan selini görünce, ne yaparsanız yapın, hangi abilerden, hangi ablalardan emir alıp “iki büyük” projesi düşünürseniz düşünün, bu insanları yıldıramadınız, yıldıramayacaksınız. Çok büyüyüp o küçücük hesapları elbet bir gün bozacağız demeden edemiyor insan.Ha ayrıca; devlet gücü ile transfer yapmaksa ya da devlet erkânına amigoluk yaptırıp salon yaptırmaksa o büyüklük, zaten biz olamayız öyle. Bizde utanma duygusu vardır. Böyle şeyler olsa Beşiktaşlı utanır, sıkılır, insan içine çıkamaz. En güzelini Neşet Ertaş Baba söylemiş; bilmeden tarif etmiş tüm “iki büyükçüleri”: “Kendi kendinden utanmayan, yeryüzünde hiç kimseden utanmaz.”Bülent Bilirgen Duhuliye.com