Magazin Editor
Magazin Habercisi
Futbol bazen bir skor tabelasından ibaret değildir. Bazen üç puanın, bir beraberliğin ya da tek bir mağlubiyetin çok ötesinde anlamlar taşır. Bazen bir takımın gerçek gücünü, üst üste oynadığı maçların sayısı, katettiği kilometreler, rakiplerinin kalitesi ve bütün bunların ortasında ayakta kalabilme iradesi anlatır. Bir de bütün bunları görmezden gelip yalnızca konuşmuş olmak için konuşanlar vardır. Futbolun asıl hikâyesiyle ilgilenmek yerine, hikâyenin kenarına ilişip kendi cümlelerini manşet yapmaya çalışanlar…Bugün Beşiktaş'ı konuşurken tam da bu ayrımın üzerinde durmak gerekiyor.11 Ekim'de Kocaelispor, ardından Avrupa deplasmanı, Trabzonspor deplasmanı ve Crystal Palace karşılaşması… Takvim sıkışık, yolculuklar uzun, rakipler birbirinden zorlu. Bir futbol takımından beklenen yalnızca sahaya çıkması değil; her üç günde bir yeniden ayağa kalkması, fiziksel gücünü koruması, taktik disiplinini kaybetmemesi ve bütün bunları yaparken kazanma arzusundan vazgeçmemesidir.Beşiktaş'ın önündeki sınav tam olarak budur.Bu yoğun fikstürün içinde alınan üç galibiyet, bir beraberlik ve bir mağlubiyet, tek başına değerlendirilmemesi gereken bir tablodur. Sonuçların yanına rakipleri, deplasmanları, oyuncuların fiziksel yükünü ve takımın sahaya koyduğu mücadeleyi de eklemek gerekir. Çünkü futbol yalnızca doksan dakikada biten bir oyun değildir; bazen bir önceki maçın yorgunluğunu, bir sonraki maçın sorumluluğunu da aynı formanın içinde taşımaktır.Beşiktaş'ın Avrupa'daki yürüyüşü ise bu açıdan ayrıca önem taşıyor. Siyah-beyazlılar, Avrupa arenasında ortaya koydukları performansla iddialarını koruyor. Avrupa Ligi'nde yenilgisiz ilerleyen, güçlü rakiplerle aynı yarışın içinde bulunan ve ilk sekiz hedefini canlı tutan bir Beşiktaş'tan söz ediyoruz. Benfica, Leverkusen ve Juventus gibi Avrupa futbolunun üst düzey takımlarıyla aynı sıralama tablosunda bulunmak, elbette tek başına bir başarı hikâyesinin son cümlesi değildir. Ancak doğru okunması gereken bir göstergedir.Bu takımın Avrupa'da söyledikleri var.Ve o sözleri yalnızca skorlarla değil, sahadaki oyunuyla da söylüyor.Yorgunluğun değil, sistemin hikâyesiTrabzonspor deplasmanında da Crystal Palace karşısında da gördüğümüz Beşiktaş, mücadelesini son düdüğe kadar sürdüren bir takımdı. Rakibin gücüne, maçın zorluğuna ve fiziksel yıpranmaya rağmen oyun disiplininden kopmamaya çalışan, sahada çözüm arayan ve kolay teslim olmayan bir takım…Böyle bir tabloyu değerlendirirken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bir takımın başarısını anlamak için daha neyi görmek gerekiyor?Futbolun doğasında rotasyon vardır. Hele ki üç günde bir maç oynuyorsanız, rotasyon bir tercih olmaktan çıkar, zorunluluğa dönüşür. Her oyuncuyu her karşılaşmada aynı fiziksel kapasiteyle sahaya sürmek mümkün değildir. Üstelik Avrupa ve lig mücadelesini aynı anda yürütmek zorundaysanız, yalnızca ilk on birinizi değil, bütün kadronuzu yönetmek durumundasınızdır.İşte teknik direktörlük biraz da burada başlar.Vincenzo Italiano'yu yalnızca eleştirmiş olmak için eleştirenlerin, her kadro değişikliğini bir tartışma başlığına dönüştürenlerin, rotasyon kelimesini neredeyse bir suçlama gibi kullananların önce şu soruya cevap vermesi gerekir: Bu yoğunlukta bir fikstürde başka nasıl ayakta kalınabilir?Elbette Italiano da eleştirilebilir. Her teknik direktör gibi onun da yanlış tercihleri, geliştirmesi gereken yönleri ve sorgulanabilecek kararları olacaktır. Futbolda kimse eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştiri ile peşin hüküm arasında ince bir çizgi vardır. Birincisi oyunu anlamaya çalışır, ikincisi kendi kanaatini doğrulayacak bir sonuç arar.Beşiktaş'ın ihtiyacı olan şey, her mağlubiyette yeni bir kriz ilan etmek, her oyuncu değişikliğinde teknik direktörün koltuğunu tartışmaya açmak değildir. İhtiyaç duyulan, sahadaki oyunu bütün ayrıntılarıyla okuyabilen, eleştirisini bilgiyle ve ölçüyle yapan bir futbol aklıdır.Çünkü rotasyon, yalnızca dinlendirmek değildir. Bazen bir oyuncunun yerine diğerini koyarak takımın bütününü ayakta tutmaktır. Bazen bugünkü maçı oynarken dört gün sonraki karşılaşmayı da hesaba katmaktır. Bazen de kenarda bekleyen oyuncuya, en zor anda sorumluluk alabileceğini göstermektir.Sahaya çıkan her oyuncunun bu sorumluluğu taşıyabilmesi, teknik ekibin yönetmesi gereken en önemli sınavlardan biridir.Hoffenheim gerçeği ve hafızasız yorumlarGeçen sezon Bundesliga'yı 61 puanla beşinci sırada tamamlayan Hoffenheim karşısında alınan galibiyetin ardından yapılan yorumları hatırlayalım. Beşiktaş'ın Almanya deplasmanındaki başarısını küçümsemek için rakibin ligdeki o anki sıralamasını öne çıkaranlar vardı.Hatta meseleyi, “Kendi liginde 14. sıradaki takımı yendiniz, ne seviniyorsunuz?” anlayışına kadar götürenler oldu.Oysa futbol, bir takımın sezon boyunca topladığı puanların yanında, belirli bir gün sahaya hangi oyuncularla çıktığına, hangi sistemi uyguladığına, hangi fiziksel ve taktik koşullarda mücadele ettiğine de bakmayı gerektirir. Bir takımın geçmiş sezon performansı da önemlidir, mevcut formu da. Fakat hiçbir sıralama, sahada oynanan doksan dakikanın bütün hikâyesini tek başına anlatamaz.Üstelik Hoffenheim'ın Avrupa'daki rakiplerine karşı gösterdiği performans da ortada. Nitekim Lyon karşısında alınan 3-0'lık galibiyet, Alman ekibinin hafife alınacak bir takım olmadığını bir kez daha gösterdi.Peki, Beşiktaş'ın böyle bir rakibe karşı deplasmanda aldığı galibiyetin değerini anlamak için daha ne olması gerekiyor?Rakibin güçlü olduğu kabul edildiğinde Beşiktaş'ın başarısı neden küçülsün? Tam tersine, güçlü rakibi yenmek bir takımın kendi seviyesini gösterebilmesinin yollarından biri değil midir?Burada asıl mesele Hoffenheim'ın kaçıncı sırada olduğu değil, Beşiktaş'ın o karşılaşmada ne yaptığıdır. Futbolu anlamak isteyen, skorun arkasındaki oyuna bakar. Yalnızca tartışma üretmek isteyen ise skorun içinden kendi işine yarayan cümleyi çekip çıkarır.İronik olan da tam burada başlıyor.Rotasyon nedeniyle eleştirilen Beşiktaş'ın farklı oyuncularla sahaya çıktığı maçlarda dahi mücadele gücünü koruması, kadro derinliğinin ve takım organizasyonunun önemini göstermiyor mu? Her fırsatta oyuncu değişikliklerini eleştirenler, o oyuncuların sahada gösterdiği performansı neden aynı ölçüde konuşmuyor?Yoksa eleştiri, yalnızca kötü bir sonuç bulunduğunda mı hatırlanıyor?Avrupa'da futbolun dili değişiyorAvrupa futbolunda fiziksel güç, taktik disiplin, tempo ve oyun organizasyonu giderek daha belirleyici hâle geliyor. Bir takımın yalnızca iyi oyunculara sahip olması yetmiyor; o oyuncuların aynı fikrin etrafında buluşması, birlikte hareket etmesi ve oyunun farklı bölümlerinde aynı ciddiyeti koruması gerekiyor.Beşiktaş'ın son maçlarında dikkat çeken taraf da bu mücadele anlayışıdır. Her karşılaşma kusursuz değildi, her karar doğru değildi, her sonuç istenildiği gibi bitmedi. Ancak takımın zorlandığı anlarda bile oyunun içinde kalma çabası, göz ardı edilebilecek bir ayrıntı değil.Bir futbol takımının gelişimini değerlendirirken yalnızca kazandığı maçlara bakılmaz. Kaybettiği maçta nasıl kaybettiğine, baskı altında nasıl davrandığına, fiziksel olarak yorulduğunda oyun planını ne ölçüde koruyabildiğine de bakılır.Beşiktaş'ın bugün tartışılması gereken yönleri elbette vardır. Savunma dengesi, hücumdaki üretkenlik, oyuncu tercihleri ve maçların belirli bölümlerinde yaşanan düşüşler teknik ekibin önünde durmaktadır. Ancak bunları konuşmakla takımın ortaya koyduğu olumlu gelişimi yok saymak aynı şey değildir.Bir takımın eksiklerini görmek, onun doğrularını inkâr etmeyi gerektirmez.Süper Lig'de daha yolun başındayızAvrupa'daki mücadeleyi Süper Lig'den bağımsız düşünemeyiz. Beşiktaş, bir yandan Avrupa'nın zorlu takımlarıyla mücadele ederken diğer yandan lig yarışında puan kaybetmemek için uğraşıyor. Bu iki kulvarı aynı anda yürütmenin ne kadar zor olduğu ortada.Süper Lig'de kaybedilen puanların ardından hakem kararları da tartışmanın önemli bir parçası hâline geliyor. Beşiktaş'ın aleyhine olduğunu düşündüğü kararlar, hakem yönetimlerine yönelik eleştiriler ve MHK'nin güvenilirliği konusundaki soru işaretleri, ligdeki rekabetin adalet boyutunu yeniden gündeme taşıyor.Burada önemli olan, her puan kaybını yalnızca hakemlere bağlamak değil; tartışmalı kararların şeffaf biçimde değerlendirilmesini ve bütün takımlar için aynı standartların uygulanmasını istemektir. Hakem hataları varsa bunlar açıkça konuşulmalı, kararların gerekçeleri ortaya konulmalı ve futbol kamuoyunun güvenini artıracak bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.Çünkü futbolun adalet duygusu zedelendiğinde, yalnızca bir takımın değil, bütün ligin itibarı zarar görür.Bununla birlikte Beşiktaş'ın kendi oyununa odaklanması, geliştirmesi gereken yönleri görmesi ve Avrupa'daki mücadelesini lig yarışına da taşıması gerekiyor. Sezonun geleceği hakkında bugünden kesin hükümler vermek için henüz erken. Ne her puan kaybından bir felaket senaryosu çıkarmak doğru ne de kazanılan her maçın bütün sorunları çözdüğünü düşünmek…Ancak eldeki tabloya bakarak Beşiktaş'ın geleceği adına karamsar bir hükme varmak da aynı ölçüde yersizdir.Taraftarın inancı, takımın gücüBeşiktaş'ı Beşiktaş yapan unsurlardan biri de tribünleridir. Siyah-beyazlı taraftarın takımıyla kurduğu ilişki, yalnızca galibiyetlere bağlı bir alışveriş değildir. Bu ilişki, armanın taşıdığı anlamla, kulübün tarihinden gelen aidiyetle ve zor zamanlarda takımın yanında durma iradesiyle şekillenir.Bugün Avrupa'da Beşiktaş tribünlerinden söz ediliyorsa bunun nedeni yalnızca sesin yüksekliği değildir. O sesin arkasında bir kültür, bir sahiplenme ve takımına duyulan inanç vardır.Taraftarın tribünden verdiği destek, futbolcunun sahada hissettiği sorumluluğu büyütür. Teknik direktöre duyulan güven, oyuncuların hata yapma korkusuyla değil, çözüm arama cesaretiyle hareket etmesine katkıda bulunur. Elbette taraftarın desteği her maçın kazanılacağını garanti etmez. Ancak takımın zor anlarda yalnız olmadığını bilmesi, futbolun görünmeyen güçlerinden biridir.Beşiktaş taraftarı bugün takımına, formasına ve armasına sahip çıkıyorsa bu sahiplenmenin karşılığını da sahada mücadele eden bir takımla alıyor. Sonuç ne olursa olsun, son düdüğe kadar vazgeçmeyen oyuncular görmek istiyor. Teknik direktöründen kusursuzluk değil, bir oyun fikri ve o fikrin arkasında durabilecek bir irade bekliyor.Bu beklenti anlaşılır olduğu kadar değerlidir.Fakat tribünün ortaya koyduğu inancı küçümsemek, takımın mücadelesini hafife almak ve her olumlu gelişmenin üzerine bir şüphe gölgesi düşürmek, futbol adına ne kazandırıyor?Şimdi sırada Başakşehir varBeşiktaş, Crystal Palace karşılaşmasının ardından dört gün sonra, 26 Ekim'de Süper Lig'de Başakşehir'i kendi sahasında ağırlayacak. Avrupa'da yüksek tempolu maçların ardından yeniden lig mücadelesine dönmek, fiziksel ve zihinsel açıdan önemli bir sınav olacak.Bu karşılaşma, takımın yoğun fikstür içinde enerjisini nasıl yönettiğini ve Avrupa'daki mücadele gücünü lige ne ölçüde taşıyabildiğini görmek açısından da önemli.Şimdi yapılması gereken, birkaç gün önceki maçların tartışmasını uzatmak değil, Beşiktaş'ın önündeki maça hazırlanmasına destek olmaktır. Teknik heyetin kararları elbette sorgulanabilir, futbolcuların performansları elbette değerlendirilebilir. Ancak bütün bunlar, takımın ortaya koyduğu emeği teslim ederek yapılmalıdır.Çünkü futbol eleştirisi, yalnızca yanlışları saymak değildir; doğruları da görebilme meselesidir.Beşiktaş'ın bugün önünde uzun bir yol var. Avrupa'da hedefler, Süper Lig'de mücadele ve her maçta yeniden sınanan bir fiziksel kapasite… Bu yolun sonunda ne olacağını şimdiden kimse bilemez. Fakat şu açık: Bu takımın mücadelesini, Avrupa'daki sonuçlarını ve tribünlerin desteğini görmezden gelerek sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.Son sözüm, Beşiktaş'ı yalnızca konuşmak için konuşanlara…Biraz durun. Biraz izleyin. Biraz düşünün.Her rotasyonu kriz, her puan kaybını felaket, her galibiyeti tesadüf olarak açıklamaya çalışmak kolaydır. Zor olan, futbolu bütün yönleriyle anlamak, sahadaki emeği teslim etmek ve eleştiriyi hakkaniyetle yapmaktır.Beşiktaş taraftarı takımına inanıyor. Bu inanç, kimsenin eleştiriden muaf tutulması anlamına gelmiyor. Fakat eleştirinin de bir ölçüsü, bir bilgisi ve bir saygısı olmalı.Çünkü bu forma yalnızca doksan dakika giyilmiyor. Bu arma, tribünde de taşınıyor, deplasman yolunda da, Avrupa gecelerinde de…Ve Beşiktaş'ın mücadelesi sürerken, en azından bu emeğe saygı duymak gerekiyor.Eleştirin, sorgulayın, tartışın… Ama önce izleyin. Çünkü futbol, yalnızca konuşanların değil, sahada mücadele edenlerin oyunudur. Mehmet Eyüp Yardımcı Duhuliye.com