Magazin Editor
Magazin Habercisi
Dışarıdan hep cok beyefendi duruyorsunuz. Ne kadar gercek?
Evde de oyle, cok sakinim. Cok konuşmam. Konuşmayı da sevmem. Sosyal olamayan, hatta hafif asosyal, evcimen biriyim.
Bu sakin, magazinden uzak duruş unlu biri icin biraz yanlış bir tutum değil mi?
Siz işinizi iyi yapıyorsanız, konsantreyseniz, seyircinin ilgisi sizi doyurmaya yetiyor. Onun dışında bir populerlik peşinde koşmama gerek kalmıyor.
Hayatınızı filme cekiyor olsanız acılış cumlesi ne olurdu?
Filme cekilecek bir hayat hikÂyem yok. Tek kelime, ‘Evde’ yazardı herhalde (guluyor).
Evdeyken nasıl vakit geciriyorsunuz?
Kitap okuyup yazıyorum. Evcimenim ama mutfağa falan girmem. Biraz sakarım.
Dışarıdan bakınca sizin icin ‘biraz sıkıcı’ denebilir mi?
Bir suru arkadaşım olsa da daha kucuk, kemikleşmiş bir dost grubum var. Onlar da beni olduğum gibi kabul ediyor. Her şeyim saatli ve programlı. Dışarıya cıkacaksak bunu uc gun onceden bilmem gerek. Mesela denize gideriz. Herkes denize girer, ben guneşi sevmem. Butun gunumu golgede bir masa başında oturup geciririm. Aslında 18 yaşıma kadar fırlama bir cocukmuşum. Sonra universite icin Kıbrıs’a gittim. Ailemin yanından ayrıldım. Tiyatroyla beraber hayatla tanıştım. Kitaplar ve okumakla olgunlaştım.
Oysa tiyatroda ‘Pragma’, ‘Dip’ gibi karanlık ve şiddet iceren hikÂyeler sahnelediniz. Bu sakin duruşun altından bunlar nasıl cıkıyor?
Okul yıllarında, dunyayı ve tarihi araştırdıkca gecmişteki karanlık hikÂyelerden cok etkilendim. ‘Pragma’ suclu psikolojisini, ‘Dip’ onyargıların nasıl şiddet doğurduğunu anlatıyordu. Bunları anlatırken şiddeti eleştirdik.
Şiddetle nasıl bir ilişkiniz var?
Şiddetle ilişkim yok. Mizacım gereği sakinim. Ama her insanın icinde bir cinnet anı vardır. Aslında her şey o cinnet anının ne zaman geleceğiyle alakalı.
Vicdanımız bize hukmetmeli
Şiddet nasıl sonlanır?
İlk insandan bu yana insanların vicdanına yenilip karanlık tarafını ortaya cıkardığını goruyoruz. Bu icimizde hep varmış. Onemli olan o nefsi tutabilmek. Dolayısıyla şiddetin sonlanması icin vicdanlarımızın bize hukmetmesi gerekiyor.
Ego ve kibre hic yenik duşmedim
Yeni kitabınız ‘İkinci Kıyamet’ yayımlandı. Ne anlatıyor devam hikÂyeniz?
Kitap, boksor Sabri Mahir’in yaşamından kurgulanan bir roman. Ofkesine kapılıp kendi hayatında yaşadığı kıyametleri anlatıyor. Aynı zamanda 1910’lardan 1967’ye kadar olan savaşlar ve savaş oncesi yapılan planlara, Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılmasıyla kurulan dunya duzenine odaklanıyor.
Dunya daha kotuye gidiyor
Boksor Sabri Mahir’i yazmak nereden aklınıza geldi?
Yedi yıl once ‘Muhammed Ali’ belgeselini izlemiştim. “Bizim boyle bir boksorumuz yok mu?” diye araştırmaya başladım. Karşıma Sabri Mahir cıktı. Okuduktan sonra zihnim onu kaleme dokmek istedi.
Sizi buna iten ne oldu?
Hayatta kalmak ve ofkesini kontrol etmek icin boks yapmaya başlıyor. Boks ulkesinden kacmasına neden oluyor ve kendi kıyametlerini yaşıyor. İspanya’da boksu yasaklatan kişi olması bana cok ilginc geldi. Birinci Dunya Savaşı oncesinde de İngiltere’de boks eğitimi verirken casus damgası yiyip esir kampına yollanıyor.
Bu seride “Aslında mutlak saf kotuluğu anlatıyorum” demişsiniz. Nedir sizce kotuluk?
İnsanları birbirine karşı kışkırtmak; toplumları, ırkları birbirine duşurup bunun uzerinden kendi cıkarları uğruna planlar kuranlar benim icin saf kotudur.
Gunumuzde ne kadar kotuyuz?
Dunya cok daha kotuye gidiyor. İnsanlar bencilleşiyor.
Peki siz?
Hepimizin egomuza, kibrimize yenik duştuğu oluyor. Ama bunu elimizden geldiğince dengelemek de yine bizim elimizde.
Nasıl yapacağız?
Başkalarıyla olabildiğince empati kurduğunuzda kibrinize yenik duşmekten kurtuluyorsunuz. Ben de oyuncuyum, işimiz egolarla. Egoların ağır bastığı yerde kendimi ucuncu goz olarak gorup bunu dengelemeyi başarıyorum. Bu yuzden kibre hic yenik duşmedim.
Saclarım yedi saat surdu
Goruntunuz cok değişmiş...
Sacıma kaynak yapıldı. Yapılması yedi saat surdu.
Ne hissettiniz uzun saclarla?
İlk zamanlar zorlandım. Uzun saclı kadınların cilesini anlamış oldum. Duşta ekstra kremle, sonra fonle, kurula. Yatarken topuz rahat olmaz, yarım atkuyruğu mu yapsam diye duşun, uğraş. Ama sevdim de; diziden sonra boyle kullanmak istiyorum.
Diziniz ‘Uyanış: Buyuk Selcuk’lu’da (TRT1) bol bol at biniyorsunuz. Biliyor muydunuz at binmeyi?
Hayır. Hatta at binmekten korkuyordum. Adı ‘Bilginer’ olan bir atla calışmaya başladık. Zamanla guzel bir iletişim kurduk. Onu her bindikten sonra yıkıyor, ahırına goturuyordum. Korkumu yenmemi sağladı. Birbirimize guvendik. Artık onunla hucum dortnala koşup uzerinde kılıc, ok kullanıyorum.
Selcuklu donemine dair bir on calışma yaptınız mı?
11. yuzyıl oncesi Mezopotamya, Ortadoğu ve Asya tarihini okumuştum. Buyuk Selcuklu devletinde Alpaslan’ın oğlu Melikşah’ı oynamak beni cok gururlandırdı. Melikşah, Buyuk Selcuklu devletini en geniş sınırlarına ulaştırmakla kalmıyor. İlmi ve bilgisiyle en parlak donemini yaşatıyor. Hem savaşcı hem cok naif olması ilgimi cekti.
Donem işi cekmenin en zor yanı ne?
Diyaloglar o doneme ait. Bu sebeple ezberlemeden sahneye cıkmak, doğaclama katmak mumkun değil. En zorlayıcısı oydu.
Nilufer’le zaten evli gibiydik
İşlerinizde canlandırdığınız romantik adam ne kadar sizsiniz?
Duygusalım, romantik tarafım cok yok.
Nilufer Hanım’la (Gurbuz) sekiz yıldır birliktesiniz. İki yıldır da evlisiniz. İnsan hangi noktada o kişinin evleneceği kişi olduğunu anlıyor?
Nilufer’le zaten evli gibiydik. Hayatı paylaşıyorduk. Duğunden sonra bunu resmiyete dokup imza atmış olduk. Ama onemli olan imza atmak değil, hayatını paylaşabileceğin bir dost, arkadaş bulabilmek. Ve hayatı acısıyla tatlısıyla paylaşmak. Aşkımız hep devam etti.
Nilufer Hanım’da sizi bu kadar etkileyen neydi?
Doğallığı ve direkt olması. Ne duşunuyorsa onu soyler.
Sekiz yıldır suren bir ilişkiniz var. Hic etrafınızda size gosterilen ilgiye kapılıp aklınızın karıştığı olmadı mı?
Hayır. Hayatımı şohret uzerine kurmadım. Oyunculuğu populer ya da unlu olmak icin yapmıyorum. Gercekten oyunculuk yapmak ve kendimi geliştirmek icin bu mesleği yapıyorum. Kariyerinizi unlu olmak uzerine kurmazsanız o zaman verimli sonuc alıyorsunuz. ‘Fatmagul’un Sucu Ne?’ ile tanındığım zamanlar insanların sempatisi, gorduğum ilgi beni başlarda şaşırtmıştı ama hemen uyandım, hicbir zaman şohretin parıltısına kapılmadım.
Sanıldığı gibi cafcaflı bir hayatımız yok
Oğlunuz Cem 1.5 yaşında. Onu ilk kucağınıza aldığınızda ne yaşadınız?
Cok acayip bir duygu. Hayatında ilk kez gorup dokunduğun birine karşı koruma icgudusu ve sorumlulukla doluyorsun. Babalığı herkes tatmalı.
Neden Cem ismini sectiniz?
Cafcaflı bir isim istemedik. Sanıldığı gibi oyle bir hayatımız da yok. Cem, bir araya getiren, birleştiren anlamına da geliyor, hoşuma gidiyor.
Ona vereceğiniz en buyuk nasihat ?
Durust ol, hak yeme.
Zaman nasıl gecti anlamadım
38 yaş size nasıl hissettiriyor?
30’uncu yaş gunumu, bir de 38’inci yaş gunumu hatırlıyorum. Aradaki zaman nasıl gecti anlamadım. Cok daha farkında olan, olgun bir Buğra var artık.
Bir mutluluk portresi cizseniz icinde ne olur?
Doğallık. Olduğun gibi olmayı başarmak. Ve paylaşabilmek.
Hayatınıza dair uc onceliğiniz ne?
Ailem, dostlarım, yeni bir şey uretmek.
Aldığınız en cesur karar neydi?
Kıbrıs’ta mimarlık okuduktan sonra Ankara’ya donmeyip oyunculuğu secmek.
Şu an secme şansınız olsa hangi yonetmenin filminde oynamak isterdiniz?
Cristopher Nolan ve yeniden bir Derviş Zaim filminde.
Sizi ne kızdırır?
Haksızlık. (Eşi Nilufer Gurbuz ekliyor: “Onu şimdiye kadar hic kızgın gormedim.”)
Evde ne kadar ataerkilsiniz?
Yok canım oyle bir şey. (Nilufer Hanım gulerek “Bu ev anaerkil” diyor.)
HikÂyen kotuyse izlenmiyor
Dizilerin en parladığı donemde hayatımıza girdiniz. O dunyayı nasıl anlatırsınız?
Dizi sureleri herkesi etkiliyor. Biz ‘Kuzey Guney’i cekerken 80 dakikaydı. O zaman bile uzun derdik. Ama daha rahat calışıyor ve sindirerek oynuyorduk.
Sureler dışında neler yaşanıyor?
Dunyada bencilliğin artması butun sektorleri vuruyor. Dizi sektorunde de oyuncular yapımcılara, yapımcılar oyunculara adaletsiz davranabiliyor. Bu kadar soyleyeyim...
Peki izleyici alışkanlıkları?
Dizilerde artık star kavramı diye bir şey yok. Aslolan hikÂye ve o hikÂyeye uygun kişilerin oynaması gerekiyor. Başrole kimi koyarsan koy hikÂyen kotuyse izlenmiyor.
Siz star mısınız?
Ben star değil, sadece oyuncuyum. Hep dediğim gibi, oyunculuğu yapma sebebim un ve şohret değil.
Evde de oyle, cok sakinim. Cok konuşmam. Konuşmayı da sevmem. Sosyal olamayan, hatta hafif asosyal, evcimen biriyim.
Bu sakin, magazinden uzak duruş unlu biri icin biraz yanlış bir tutum değil mi?
Siz işinizi iyi yapıyorsanız, konsantreyseniz, seyircinin ilgisi sizi doyurmaya yetiyor. Onun dışında bir populerlik peşinde koşmama gerek kalmıyor.
Hayatınızı filme cekiyor olsanız acılış cumlesi ne olurdu?
Filme cekilecek bir hayat hikÂyem yok. Tek kelime, ‘Evde’ yazardı herhalde (guluyor).
Evdeyken nasıl vakit geciriyorsunuz?
Kitap okuyup yazıyorum. Evcimenim ama mutfağa falan girmem. Biraz sakarım.
Dışarıdan bakınca sizin icin ‘biraz sıkıcı’ denebilir mi?
Bir suru arkadaşım olsa da daha kucuk, kemikleşmiş bir dost grubum var. Onlar da beni olduğum gibi kabul ediyor. Her şeyim saatli ve programlı. Dışarıya cıkacaksak bunu uc gun onceden bilmem gerek. Mesela denize gideriz. Herkes denize girer, ben guneşi sevmem. Butun gunumu golgede bir masa başında oturup geciririm. Aslında 18 yaşıma kadar fırlama bir cocukmuşum. Sonra universite icin Kıbrıs’a gittim. Ailemin yanından ayrıldım. Tiyatroyla beraber hayatla tanıştım. Kitaplar ve okumakla olgunlaştım.
Oysa tiyatroda ‘Pragma’, ‘Dip’ gibi karanlık ve şiddet iceren hikÂyeler sahnelediniz. Bu sakin duruşun altından bunlar nasıl cıkıyor?
Okul yıllarında, dunyayı ve tarihi araştırdıkca gecmişteki karanlık hikÂyelerden cok etkilendim. ‘Pragma’ suclu psikolojisini, ‘Dip’ onyargıların nasıl şiddet doğurduğunu anlatıyordu. Bunları anlatırken şiddeti eleştirdik.
Şiddetle nasıl bir ilişkiniz var?
Şiddetle ilişkim yok. Mizacım gereği sakinim. Ama her insanın icinde bir cinnet anı vardır. Aslında her şey o cinnet anının ne zaman geleceğiyle alakalı.
Vicdanımız bize hukmetmeli
Şiddet nasıl sonlanır?
İlk insandan bu yana insanların vicdanına yenilip karanlık tarafını ortaya cıkardığını goruyoruz. Bu icimizde hep varmış. Onemli olan o nefsi tutabilmek. Dolayısıyla şiddetin sonlanması icin vicdanlarımızın bize hukmetmesi gerekiyor.
Ego ve kibre hic yenik duşmedim
Yeni kitabınız ‘İkinci Kıyamet’ yayımlandı. Ne anlatıyor devam hikÂyeniz?
Kitap, boksor Sabri Mahir’in yaşamından kurgulanan bir roman. Ofkesine kapılıp kendi hayatında yaşadığı kıyametleri anlatıyor. Aynı zamanda 1910’lardan 1967’ye kadar olan savaşlar ve savaş oncesi yapılan planlara, Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılmasıyla kurulan dunya duzenine odaklanıyor.
Dunya daha kotuye gidiyor
Boksor Sabri Mahir’i yazmak nereden aklınıza geldi?
Yedi yıl once ‘Muhammed Ali’ belgeselini izlemiştim. “Bizim boyle bir boksorumuz yok mu?” diye araştırmaya başladım. Karşıma Sabri Mahir cıktı. Okuduktan sonra zihnim onu kaleme dokmek istedi.
Sizi buna iten ne oldu?
Hayatta kalmak ve ofkesini kontrol etmek icin boks yapmaya başlıyor. Boks ulkesinden kacmasına neden oluyor ve kendi kıyametlerini yaşıyor. İspanya’da boksu yasaklatan kişi olması bana cok ilginc geldi. Birinci Dunya Savaşı oncesinde de İngiltere’de boks eğitimi verirken casus damgası yiyip esir kampına yollanıyor.
Bu seride “Aslında mutlak saf kotuluğu anlatıyorum” demişsiniz. Nedir sizce kotuluk?
İnsanları birbirine karşı kışkırtmak; toplumları, ırkları birbirine duşurup bunun uzerinden kendi cıkarları uğruna planlar kuranlar benim icin saf kotudur.
Gunumuzde ne kadar kotuyuz?
Dunya cok daha kotuye gidiyor. İnsanlar bencilleşiyor.
Peki siz?
Hepimizin egomuza, kibrimize yenik duştuğu oluyor. Ama bunu elimizden geldiğince dengelemek de yine bizim elimizde.
Nasıl yapacağız?
Başkalarıyla olabildiğince empati kurduğunuzda kibrinize yenik duşmekten kurtuluyorsunuz. Ben de oyuncuyum, işimiz egolarla. Egoların ağır bastığı yerde kendimi ucuncu goz olarak gorup bunu dengelemeyi başarıyorum. Bu yuzden kibre hic yenik duşmedim.
Saclarım yedi saat surdu
Goruntunuz cok değişmiş...
Sacıma kaynak yapıldı. Yapılması yedi saat surdu.
Ne hissettiniz uzun saclarla?
İlk zamanlar zorlandım. Uzun saclı kadınların cilesini anlamış oldum. Duşta ekstra kremle, sonra fonle, kurula. Yatarken topuz rahat olmaz, yarım atkuyruğu mu yapsam diye duşun, uğraş. Ama sevdim de; diziden sonra boyle kullanmak istiyorum.
Diziniz ‘Uyanış: Buyuk Selcuk’lu’da (TRT1) bol bol at biniyorsunuz. Biliyor muydunuz at binmeyi?
Hayır. Hatta at binmekten korkuyordum. Adı ‘Bilginer’ olan bir atla calışmaya başladık. Zamanla guzel bir iletişim kurduk. Onu her bindikten sonra yıkıyor, ahırına goturuyordum. Korkumu yenmemi sağladı. Birbirimize guvendik. Artık onunla hucum dortnala koşup uzerinde kılıc, ok kullanıyorum.
Selcuklu donemine dair bir on calışma yaptınız mı?
11. yuzyıl oncesi Mezopotamya, Ortadoğu ve Asya tarihini okumuştum. Buyuk Selcuklu devletinde Alpaslan’ın oğlu Melikşah’ı oynamak beni cok gururlandırdı. Melikşah, Buyuk Selcuklu devletini en geniş sınırlarına ulaştırmakla kalmıyor. İlmi ve bilgisiyle en parlak donemini yaşatıyor. Hem savaşcı hem cok naif olması ilgimi cekti.
Donem işi cekmenin en zor yanı ne?
Diyaloglar o doneme ait. Bu sebeple ezberlemeden sahneye cıkmak, doğaclama katmak mumkun değil. En zorlayıcısı oydu.
Nilufer’le zaten evli gibiydik
İşlerinizde canlandırdığınız romantik adam ne kadar sizsiniz?
Duygusalım, romantik tarafım cok yok.
Nilufer Hanım’la (Gurbuz) sekiz yıldır birliktesiniz. İki yıldır da evlisiniz. İnsan hangi noktada o kişinin evleneceği kişi olduğunu anlıyor?
Nilufer’le zaten evli gibiydik. Hayatı paylaşıyorduk. Duğunden sonra bunu resmiyete dokup imza atmış olduk. Ama onemli olan imza atmak değil, hayatını paylaşabileceğin bir dost, arkadaş bulabilmek. Ve hayatı acısıyla tatlısıyla paylaşmak. Aşkımız hep devam etti.
Nilufer Hanım’da sizi bu kadar etkileyen neydi?
Doğallığı ve direkt olması. Ne duşunuyorsa onu soyler.
Sekiz yıldır suren bir ilişkiniz var. Hic etrafınızda size gosterilen ilgiye kapılıp aklınızın karıştığı olmadı mı?
Hayır. Hayatımı şohret uzerine kurmadım. Oyunculuğu populer ya da unlu olmak icin yapmıyorum. Gercekten oyunculuk yapmak ve kendimi geliştirmek icin bu mesleği yapıyorum. Kariyerinizi unlu olmak uzerine kurmazsanız o zaman verimli sonuc alıyorsunuz. ‘Fatmagul’un Sucu Ne?’ ile tanındığım zamanlar insanların sempatisi, gorduğum ilgi beni başlarda şaşırtmıştı ama hemen uyandım, hicbir zaman şohretin parıltısına kapılmadım.
Sanıldığı gibi cafcaflı bir hayatımız yok
Oğlunuz Cem 1.5 yaşında. Onu ilk kucağınıza aldığınızda ne yaşadınız?
Cok acayip bir duygu. Hayatında ilk kez gorup dokunduğun birine karşı koruma icgudusu ve sorumlulukla doluyorsun. Babalığı herkes tatmalı.
Neden Cem ismini sectiniz?
Cafcaflı bir isim istemedik. Sanıldığı gibi oyle bir hayatımız da yok. Cem, bir araya getiren, birleştiren anlamına da geliyor, hoşuma gidiyor.
Ona vereceğiniz en buyuk nasihat ?
Durust ol, hak yeme.
Zaman nasıl gecti anlamadım
38 yaş size nasıl hissettiriyor?
30’uncu yaş gunumu, bir de 38’inci yaş gunumu hatırlıyorum. Aradaki zaman nasıl gecti anlamadım. Cok daha farkında olan, olgun bir Buğra var artık.
Bir mutluluk portresi cizseniz icinde ne olur?
Doğallık. Olduğun gibi olmayı başarmak. Ve paylaşabilmek.
Hayatınıza dair uc onceliğiniz ne?
Ailem, dostlarım, yeni bir şey uretmek.
Aldığınız en cesur karar neydi?
Kıbrıs’ta mimarlık okuduktan sonra Ankara’ya donmeyip oyunculuğu secmek.
Şu an secme şansınız olsa hangi yonetmenin filminde oynamak isterdiniz?
Cristopher Nolan ve yeniden bir Derviş Zaim filminde.
Sizi ne kızdırır?
Haksızlık. (Eşi Nilufer Gurbuz ekliyor: “Onu şimdiye kadar hic kızgın gormedim.”)
Evde ne kadar ataerkilsiniz?
Yok canım oyle bir şey. (Nilufer Hanım gulerek “Bu ev anaerkil” diyor.)
HikÂyen kotuyse izlenmiyor
Dizilerin en parladığı donemde hayatımıza girdiniz. O dunyayı nasıl anlatırsınız?
Dizi sureleri herkesi etkiliyor. Biz ‘Kuzey Guney’i cekerken 80 dakikaydı. O zaman bile uzun derdik. Ama daha rahat calışıyor ve sindirerek oynuyorduk.
Sureler dışında neler yaşanıyor?
Dunyada bencilliğin artması butun sektorleri vuruyor. Dizi sektorunde de oyuncular yapımcılara, yapımcılar oyunculara adaletsiz davranabiliyor. Bu kadar soyleyeyim...
Peki izleyici alışkanlıkları?
Dizilerde artık star kavramı diye bir şey yok. Aslolan hikÂye ve o hikÂyeye uygun kişilerin oynaması gerekiyor. Başrole kimi koyarsan koy hikÂyen kotuyse izlenmiyor.
Siz star mısınız?
Ben star değil, sadece oyuncuyum. Hep dediğim gibi, oyunculuğu yapma sebebim un ve şohret değil.