Magazin Editor
Magazin Habercisi
Beşiktaş'ın son beş sezonda Avrupa'nın önde gelen liglerinde en fazla teknik direktör değiştiren kulüp hâline gelmesi, aslında bir sonuçtur; sebep değil. Siyah-beyazlı camianın asıl sancısı kulübeyi kimin yönettiğinden çok, kulübün hangi ruh tarafından yönetildiğini unutmuş olmasıdır.Bir zamanlar Dolmabahçe'nin rüzgârı yalnızca galibiyetleri değil, bir duruşu da taşırdı. Çünkü Beşiktaş, tabeladaki sonuçlardan önce bir karakter meselesiydi. Ancak yıllar geçtikçe değişen başkanlar, yöneticiler, teknik adamlar ve futbolcular arasında kulübün pusulası da kayboldu. Her yeni gelen kendi Beşiktaş'ını inşa etmeye çalışırken, eski Beşiktaş'ın izleri biraz daha silikleşti.Belki de bu yüzden Beşiktaşlılar bugün hâlâ tribünlerde, koridorlarda ve hatıralarında bir yüz arıyor. Kimi zaman Şeref Bey'in vakur duruşunda, kimi zaman Hakkı Yeten'in kulübü aileye dönüştüren liderliğinde, kimi zaman da Süleyman Seba'nın tevazu ile otoriteyi aynı potada eriten yönetim anlayışında o kaybolan kimliği bulmaya çalışıyorlar. Çünkü Beşiktaş'ın özlemi yalnızca bir şampiyonluk özlemi değildir. Asıl özlem, kupalar kazanılırken de kaybedilirken de aynı vakar ile ayakta durabilen o büyük kulüp karakterinedir. Siyah-beyazlı taraftarın aradığı şey bir teknik direktör değil; kendisini yeniden Beşiktaş gibi hissettirecek bir ruhun geri dönüşüdür.M. Eyüp Yardımcı / Fotospor