Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

🚀 TÜRKİYE'NİN SOSYAL FORUMU

SosyalForum.net'e Katıl!

Gündem • Magazin • Teknoloji • Oyun • Sohbet • Yardımlaşma

💬 📰 🎮 🔥
Foruma Git →

Beşiktaş'ın en büyük kozu...

🚀 TÜRKİYE'NİN SOSYAL FORUMU

SosyalForum.net'e Katıl!

Gündem • Magazin • Teknoloji • Oyun • Sohbet • Yardımlaşma

💬 📰 🎮 🔥
Foruma Git →

Magazin Editor

Magazin Habercisi
Katılım
28 Mar 2019
Mesajlar
23,672
Web sitesi
www.magazin.biz.tr
Beşiktaş'ın bu sezon en büyük kozu yine taraftarı olacak. Taraftar takımına inanmış, bu da sahada oynayan oyunculara yansıyor. Futbolu az çok takip eden herkes şunu çok iyi bilir Taraftar deyince Türkiye'de Beşiktaş'ı taklit eden ama hiçbir zaman başarılı olamayan diğerleri olmuştur!BU TAKIM ARTIK NE OYNAMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORMarsilya karşısındaki 4-1’i yalnızca büyük bir Avrupa galibiyeti olarak okumak eksik kalır. Dün gece Dolmabahçe’de uzun zamandır özlediğimiz daha önemli bir şey vardı: Bir teknik direktörün sahaya koyduğu net bir oyun fikri.Vincenzo Italiano’nun Beşiktaş’ı artık tesadüflerle maç kazanan, bireysel yeteneklerin ayağına bakan bir takım değil. Nerede baskı yapacağını, topu nereden çıkaracağını, rakibi hangi bölgede sıkıştıracağını ve hücum ederken sahayı nasıl paylaşacağını bilen bir takım görüntüsüne doğru gidiyor.En önemlisi de şu: Beşiktaş artık topa sahip olmak için topa sahip olmuyor.Amaç rakibi kendi yarı sahasına yerleştirmek, paslarla savunmanın şeklini bozmak ve oluşan boşluğa mümkün olduğunca hızlı girmek. Orkun’un oyunun merkezine yerleşmesi, Olaitan’ın sürekli hatlar arasında dolaşması, Cerny ve İlhan’ın genişliği kullanırken doğru anda merkeze koşu yapması ve Vlahovic’in sadece ceza sahasında bekleyen bir santrfor değil, gerektiğinde geriye gelip hücum bağlantısını kuran oyuncuya dönüşmesi bu yapının parçaları.Özellikle Olaitan’ın kullanımı Italiano’nun ne yapmak istediğinin en güzel örneklerinden biri. Sabit bir “10 numara” değil; bazen merkeze geliyor, bazen iç koridora giriyor, bazen rakip orta saha ile savunma arasındaki boşluğu işgal ediyor. Marsilya savunmasının dengesini bozan da tam olarak buydu. İlk golde İlhan’a yaptığı servis ve dördüncü golde Poku’ya hazırladığı pozisyon tesadüf değildi.Orkun’un ikinci yarıda oyunun ağırlığını üzerine almasıyla Beşiktaş’ın hücumu başka bir seviyeye çıktı. Cerny’nin golündeki pas, Murillo’nun golündeki korner ve oyunun temposunu istediği bölgeye taşıması kaptanın bu sistemde ne kadar merkezi bir oyuncu olacağını gösterdi.Fakat benim için gecenin asıl kırılma noktası 1-1’den sonrasıydı.Geçmiş yılların Beşiktaş’ında böyle bir gol yedikten sonra takımın birkaç dakika içinde oyundan kopmasına, blokların uzamasına, herkesin bireysel olarak bir şeyler yapmaya çalışmasına defalarca şahit olduk.Dün öyle olmadı.İlk yarının son bölümünde Marsilya oyuna ortak oldu. Italiano devrede bunu gördü ve takım ikinci yarıya geri çekilerek değil, daha agresif ve daha cesur çıkarak başladı. Rakibi kendi ceza sahasına doğru itti, Orkun ile Olaitan’ı daha fazla oyunun içine soktu, Cerny’nin etkisini artırdı. 56’da 2-1, üç dakika sonra 3-1 geldi.İşte teknik direktör etkisi biraz da budur.Sadece maça doğru 11’le çıkmak değil; maçın içinde problemi görmek ve oyuna müdahale ederek problemi çözmek.Üstelik Italiano’nun istediği futbol yalnızca hücum futbolu da değil. Top kaybedildiğinde mümkün olduğunca hızlı şekilde yeniden topun çevresinde çoğalmak, savunmayı kendi ceza sahasının önünde başlatmamak ve rakibin rahat geçiş yapmasına izin vermemek sistemin diğer tarafı. Bu yüzden takım hücum ederken bile eskisine göre çok daha düzenli görünüyor.Ve bu oyunun belki de en güzel tarafı şu:Bir oyuncu çıktığında Beşiktaş’ın futbolu değişmiyor.Cerny çıkıyor, Poku giriyor ve golünü atıyor. Orkun çıkıyor, Ndidi giriyor ve takım orta sahadaki kontrolünü kaybetmiyor. Italiano oyuncu değiştirmiyor; sistemin içerisindeki parçaları değiştiriyor.Bu çok değerli.Çünkü büyük takımı büyük yapan şey yalnızca kaliteli ilk 11 değildir. Oyuna giren futbolcunun da nerede duracağını, ne zaman koşacağını ve kendisinden ne beklendiğini bilmesidir.Elbette daha yolun başındayız. Daha zor deplasmanlar, daha sert rakipler ve sistemin sınanacağı çok maç olacak.Ama uzun zamandır ilk kez Beşiktaş maçını izlerken “Bugün kim iyi oynayacak?” sorusundan önce başka bir şeyi konuşabiliyoruz:“Beşiktaş bugün oyununu rakibine ne kadar kabul ettirecek?”İşte değişim burada. Marsilya’ya karşı atılan dört gol elbette çok güzel. Avrupa’ya üç puanla başlamak da çok güzel.Ama dün geceden geriye benim için skorun ötesinde kalan görüntü şu:Beşiktaş’ın artık bir planı var.Bir sistemi var.Bir teknik direktör eli var.Ve daha da önemlisi, futbolcular bu oyuna inanmış görünüyor.Italiano’ya hakkını teslim etmek gerekiyor. Daha şimdiden kusursuz bir takım yarattığı için değil; Beşiktaş’a uzun zamandır eksikliğini çektiğimiz şeyi, sahada ne yapmak istediği belli olan bir takım kimliğini, kısa sürede göstermeye başladığı için.Skorlar gelir geçer.Ama bu oyun oturursa…Beşiktaş geri geliyor. Hem de bu kez sadece tabelada değil, futboluyla.Masis Kuyumcu Duhuliye.com