Menu

Threaded View

  1. #1
    Avatar Resmi
    Öğretmenabi
    Mesaj
    166
    Konu
    166
    Üye Avatarı

    Mesaj:166

    Konu:166

    Aldığı Beğeni:0



    DEVLETLERİN DIŞ POLİTİKADA KULLANDIKLARI ARAÇLAR

    1.Diplomasi

    Diplomasi, dış politikada sorunların barışçıl yöntemlerle ve müzakereler yoluyla çözülmesini ifade etmektedir. Diplomat veya diplomatik temsilci ise bu süreçte görev alan kişi ve kurumlan ifade etmektedir. Bir ülkeyi diğer ülkeler nezdinde temsil edenler başta cumhurbaşkanı olmak üzere başbakan, dışişleri bakanı ve bü yükelçilerdir. Bunu anlatmak için bazen “diplomasi kurumu” kavramı da kullanılabilmektedir. Dolayısıyla “diplomasi”, öncelikle bir dış politika aracı olarak sorunların barışçıl yolla çözümünü ifade ederken ikinci anlamı itibarıyla bu süreçte yer alan kurumlan ve kişileri ifade eder.

    a.Yöntem ve Süreç Olarak Diplomasi

    Bu bölümde bir dış politika aracı olan sorunları barışçıl yolla çözme yöntemi olan diplomasi ve bununla ilgili gelişmeler ortaya konacaktır.
    Diplomasi alanında en yaygın kullanılan yöntem ikili müzakerelerdir. Bu yöntem, geçmişten günümüze sorunlara çözüm ararken ya da ilişkileri geliştirirken en fazla tercih edilen yöntem olmuştur. Ancak zamanla ortaya çıkan gelişmeler ikili müzakerelerin dışındaki yöntemlerin de kullanılmasını gündeme getirmiştir.

    Bunlardan ilki çok taraflı diplomasidir. Uluslararası sistemdeki gelişmelere paralel olarak sorunların ikili görüşmelerle çözülemez hale gelmesinin yanında ekonomik, teknolojik ve bilimsel alandaki gelişmeler de çok taraflı diplomasinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak çok taraflı diplomasinin gelişmesi de uzunca bir zaman almıştır. Bu süreçte öncelikle ad hoc çok taraflı diplomasinin kullanılması söz konusu olmuştur. Daha sonra bu süreç kurumsal çok taraflı diplomasinin de devreye girmesiyle çeşitlenmiştir.

    Çok taraflı diplomaside bir sorun ortaya çıktığında ilgili taraflar belli bir ülkede bir araya gelmekte ve bu durum süreklilik arz etmemektedir. Sorunların birçok ülkenin bir araya geldiği bir konferansta ele alındığı çok taraflı diplomasiye konferans diplomasisi denmiştir. 1645 ve 1815 yıllarında uygulanan çok taraflı ad hoc konferans diplomasisine I. Dünya Savaşı’na kadar ki süreçte Avrupa’daki sorunların ele alınması için sık sık başvurulmuştur. Bu yönteme günümüzde de başvurulmaktadır.

    Çok taraflı diplomasinin uluslararası örgütler aracılığıyla yürütülmesine parlamenter diplomasi denmektedir. Bunların ad hoc çok taraflı diplomasiden farkı süreklilik arz etmesi, katılımcı ülkelerin genellikle örgüte üye ülkeler olması, kararların nasıl alınacağının önceden belli olması ve kamuoyuna açık olmasıdır. 1920’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla başlayan çok taraflı kurumsal diplomasi, Birleşmiş Milletler ve bağlı uzmanlık kumrularıyla daha da kurumsallaşmıştır.

    Diğer taraftan teknoloji alanındaki gelişmelerle iletişim ve ulaşımın kolaylaşması bir başka diplomasi türünü daha gündeme getirmiştir. Bu, daha ziyade devlet ya da hükümet başkanlarının karşılıklı görüşmeleriyle sorunun ele alındığı zirve diplomasisidir. Yüz yüze görüşmelerde sorunlar daha dolaysız bir şekilde ele alınmaktadır. Bu, özellikle kriz durumlarında daha da verimli olmaktadır. Devletlerin en üst karar organlarının karşı karşıya geldiği bu görüşmelere sorunlar çok daha kısa zamanda çözüme kavuşturulabildiği için çok sık başvurulmaktadır.

    b.Kurumsal Anlamda Diplomasi

    Yerleşik diplomasi kurumlarının gelişmesi Avrupa’da ancak XVIII. yüzyılda yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu doğrultuda XIX. yüzyıl “diplomasinin altın çağı” olarak anılır olmuş ve 1815’ten I. Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede Avrupa, diplomasinin merkezi haline gelmiştir. Bu dönemdeki diplomatlar da çağımızdaki meslektaşlarının yaptığı bilgi toplama, siyasal çıkarları koruma ve ticari ilişkileri geliştirme yönünde çaba gösterme gibi pek çok işi yapmıştır.
    Osmanlı İmparatorluğu; kuruluşundan III. Selim’e gelinceye kadar Müslüman ve Hristiyan devletlere ara sıra geçici elçiler göndermiştir. Bir sorunun çözümü, tahta geçişi kutlama ya da dostluğu pekiştirmek için gönderilen bu elçiler; gittikleri yerlerde az bir süre kalırlar, görevlerini yapınca da geri dönerlerdi. Osmanlı Devleti, kendisiyle yakından ya da uzaktan ilgili bütün devletlerin sürekli elçilerini kabul etmesine rağmen bu devletlerde sürekli elçi bulundurmamıştı. Bu durum Osmanlı Devleti’nin uluslararası ilişkilerini sürdürmek konusuna zamanla yetersiz kalmasına neden olmuştur. Nitekim Bab-ı Ali (Osmanlı Devleti), çeşitli nedenlerin zorlamasıyla III. Selim zamanı, 1792’de ilk sürekli elçiliklerini kurmaya karar vermiş ve Yusuf Agâh Efendi (1793-1796) Londra’da, Seyit Ali Efendi (1797-1802) Paris’te, İbrahim Arif Efendi (1798-1800) Viyana’da (Avusturya) ve Giritli Ali Efendi (1797-1798) Berlin’de (Prusya) sürekli elçi olarak görevlendirmiştir.

    Diplomatların Temel Görevleri

    Yurt dışında ülkesi adına görüşme ve müzakerelerde bulunmak, bilgi toplamak diplomatik temsilcilerin en eski ve en temel görevi olmakla beraber diplomatların bunların dışında başka görevleri de bulunmaktadır. 1961 Viyana Sözleşmesinin 3. Maddesinde diplomatik misyonların görevleri şu şekilde sıralanmıştır:


    • Temsil Etmek
    • Vatandaşların Hak Ve Çıkarlarını Korumak
    • Müzakerelerde Bulunmak
    • Bilgi Toplamak


    Temsil Görevleri

    Bir diplomatik misyon şefi, bulunduğu ülkede kendi ülkesini temsil eder. Bunu tüm alanlarda yapmak durumundadır. Bu nedenle siyasal, kültürel, ekonomik ve sosyal konulu aktivitelere katılır. Bulunduğu ülkede bu tür aktiviteler düzenleyebilir. Çeşitli vesilelerle düzenlenen toplantılara ülkesi adına katılır. Ülkesi adma bu tür toplantılar tertipler. Ülkesi için önemli günlerde diğer ülkelerin taziye ve tebriklerini kabul eder, bulunduğu ülkenin önemli günlerinde kendi devleti adına taziye ve tebrikleri sunar.

    Vatandaşlarının Hak ve Çıkarlarını Korumak

    Diplomatik misyonlar, görev yaptıkları ülkedeki vatandaşlarını korumakla da görevlidirler. Yabancı bir devlette hakları çiğnenen veya haksız bir fiile uğrayan kişi, kendi devletinin bu ülkede bulunan diplomatik temsilcisinden kendisinin ve haklarının korunmasını isteyebilir. Ayrıca diplomatik misyonların görev yaptıkları ülkede bulunan vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruma görevleri de vardır. Özellikle sosyal karışıklıklar veya doğal afet gibi durumlarda bu ülkedeki diplomatik misyonlara önemli görevler düşmektedir.

    Müzakerelerde Bulunmak

    Diplomatik temsilci, kendi devleti ile gönderildiği devlet arasmda sürekli bir bağlantı orgam olarak çalışır. İki ülke arasındaki işlerin yürütülmesi, ilişkilerin geliştirilmesi ve anlaşmazlıkların çözülmesi için bulunduğu ülkenin dışişleri bakanlığı ile görüşmelerde bulunur. Kendi hükümetinin gönderdiği notaları akredite olduğu (görev yaptığı) ülkenin dışişleri bakanlığına ve bu ülkenin notalarmı da kendi hükümetine iletir.

    Bilgi Toplamak

    İletişim ve ulaşım teknolojisindeki gelişmelerle diplomatik misyonların bilgi toplama görevleri eski önemini yitirmiş olmakla beraber yine de önemli oldukları söylenebilir. Yabancı ülkelerdeki diplomatik temsilcilikler; bulundukları ülkelerdeki siyasal, ekonomik ve teknik gelişmeleri büyük bir dikkatle izlerler. İki ülke arasındaki ilişkileri etkileme ihtimali olan olayları takip ederler. Bütün bu konularda elde ettikleri bilgileri ve ileriye dönük tahminlerini bir rapor halinde hükümetlerine sunarlar.

    Diplomatik temsilcilere görevlerini gereği gibi yapabilmeleri için uluslararası hukukta bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Diplomatik temsilciler ve diplomatik statüye sahip misyonda görevli insanların yararlandıkları ayrıcalıklar, dokunulmazlıklar ve muaflıklar olmak üzere iki bölümde ele alınmaktadır. Diplomatik temsilcilerin sahip olduğu dokunulmazlıkların başında kişi dokunulmazlığı, bina dokunulmazlığı, haberleşme dokunulmazlığı ve arşiv dokunulmazlığı gelmektedir. Bunların dışında diplomatların kendi konutlarına dokunulamaz ve diplomatların seyahat serbestlikleri vardır. Muaflıklar ise yargı muaflığı, vergi muaflığı ve gümrük muaflığı olmak üzere üç ana başlık altında toplanabilir.

    2.Propaganda

    Propaganda; kamları, görüşleri ve değerleri kontrol etmek, son aşamada davranışları belirlenen doğrultuda değiştirmek amacıyla önceden planlanarak psikolojik teknikleri de içeren sistematik birtakım araç ve semboller kullanarak yürütülen bilinçli bir davranıştır.
    Uluslararası ilişkilerde propagandanın kullanılması oldukça gerilere gitmektedir. Ulaşım ve iletişim alanındaki teknolojik gelişmeler propagandanın dış politikada çok daha yoğun ve etkin olarak kullanılmasını gündeme getirmiştir.
    Propaganda aslında I. Dünya Savaşı’na kadar uluslararası ilişkilerde önemli bir yere sahip değildi. Gerçi daha önceleri Katolik Kilisesi tarafından özellikle dini amaçlar için propagandanın kullanılması söz konusu olmuştur. Ancak siyasal amaçlar için kapsamlı bir şekilde kullanan ilk defa İngiltere olmuştur. İngiliz hükümeti, I. Dünya Savaşı sırasında propaganda kullanımını sistematik bir şekilde içeride ve dışarıda uygulamıştır.

    Günümüzde hükümetler, insanların görüşlerini değiştirmeyi ve bu yolla dış politikalar üzerinde kendi ulusal çıkarlarına uygun etki uyandırmayı amaçlayan propagandayı yoğun olarak kullanmaktadır. Devletlerin bu amaçla gerek içeride gerekse diğer ülkelerde faaliyet gösteren profesyonel kadroları vardır. Devletler; diğer ülkelerin halklarını, o ülkede yaşayan etnik veya dini grupları, iktisadi ve sosyal açıdan kendini soyutlanmış hisseden grupları etkileyerek o ülke üzerinde baskı kurmaya çalışmakta ve bunları gerektiğinde dış politikada bir pazarlık konusu haline getirerek bazı çıkarlar elde etmeye çalışmaktadır.

    Kitle iletişim araçlarının gelişmesi propaganda yöntemlerini ve propaganda araçlarını çok daha karmaşık hale getirmiştir. Günümüzde devletler aynı anda birden fazla dilde yayın yapan radyo ve televizyonları aracılığıyla birçok ülkeye, bu ülkelerde yaşayan insanlara doğrudan ulaşabilme ve onları etkileme imkânına sahip bulunmaktadır.

    Yukarıda yapılan tanımlardan da anlaşılacağı üzere propagandada dört unsur bulunmaktadır. Bunlar:



    • Propaganda Yapıcılar
    • Sözlü Veya Davranışsal Semboller
    • İletişim Araçları
    • Hedef


    Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sı barış zamanında propaganda programlarını sistemli olarak kullanan devletler arasında sayılmaktadır. Troçki, Lenin ve Gobels gibi önde gelen liderler kendi kişisel yetenekleriyle propagandayı başarılı bir şekilde uyguladılar. Sovyet propaganda yapıcıları, hedef olarak kitlelerin belli kesimlerini seçtiler. Örneğin Güney Asya’da, eğitimini Batı kurumlarında yapmış kişiler yerine köylü kesimini hedef aldılar. Ayrıca Sovyet propaganda yapıcıları; propagandaya hedef olan özel gruplara, halklara göre farklı yöntemler uygulamayı ve ona göre mesajlar kullanmayı ihmal etmediler. Bir ülkede belirgin toplumsal farklılıklar varsa, kentsel elitle kırsal kesimde yaşayanlar arasında iletişim yok denecek kadar azsa, ülkede yaşayan çeşitli sınıf ve katmanların paylaştıkları semboller ve değerler arasında önemli farklılıklar bulunuyorsa bu ülkede uygulanacak propaganda yöntemleri ve araçları da buna göre farklılık göstermekteydi.
    1948 yılından itibaren Batı’da da propagandanın kullanılması konusunda önemli değişiklikler olmuştur. Çünkü diplomaside başarılı olabilmenin bir yolu da savunulan görüş ve düşüncelere diğer devletler ile halkların yani uluslararası kamuoyunun desteğinin alınmasıdır. Bu da birtakım psikolojik ve bilimsel tekniklerin kullanılmasını gerektirmektedir.
    Propagandanın temel öğelerinden biri de propagandanın yönelmiş olduğu hedeftir. Bu hedefin propagandanın amacına uygun olarak belirlenmesi propagandanın başarılı olup olmamasında etkili olmaktadır.
    Bir uluslararası propaganda yapıcısı açısından dört genel hedeften söz etmek mümkündür:

    • Propaganda Yapıcısının Kendi Halkı
    • Dost Devletlerin Halkları
    • Düşman Devletlerin Halkları
    • Tarafsız Devletlerin Halkları


    3.İktisadi Yardım ve Yaptırımlar

    Ekonomik araçları kullanarak diğer ülkelerin dış politikalarını etkilemenin yöntemleri; ödüllendirme, cezalandırma, doğal kaynakları ele geçirme ve nüfuz alanı oluşturmaktır.
    Ödüllendirme ve Cezalandırma
    Diğer ülkelerin ekonomik gereksinimlerini kullanarak ve kendine olan bağımlılığından yararlanarak ödüllendirme ya da cezalandırma gibi yöntemlerle onun politikaları üzerinde etkili olmak ekonomik ilişkileri dış politika aracı olarak kullanmanın en bilinen ve en yaygın olanıdır.
    Devlet; bu tür durumlarda hedef ülkenin davranışını etkilemek amacıyla ya ticari kolaylıklar sağlama veya dış yardım vaadinde bulunma gibi ödüllendirme yöntemlerini kullanmakta ya da ambargo uygulama, dış yardımı kesme, malvarlığına el koyma, boykot uygulama ve ekonomik ilişkileri kesme gibi cezalandırma yöntemlerine başvurmaktadır. Devletin bunlardan hangisini uygulayacağı büyük ölçüde hedef ülkenin bu ülkeye olan bağımlılığının derecesine bağlıdır. Bunlara aşağıda tekrar değinilecektir. Özellikle dış yardım konusu ayrıca ele alınacaktır.
    Doğal Kaynakları Ele Geçirmek
    Zengin doğal kaynakları ele geçirmek, rakip ülkelerin bunlardan yoksun kalmasını sağlamak ekonomik yöntemlerin dış politika aracı olarak kullanılması sürecinde ödüllendirme ve cezalandırma yöntemleri kadar önemli aynı zamanda yaygın bir yöntemdir. Bazı kaynakları ele geçirerek kendi askerî kapasitelerini
    Nüfuz Alanı Oluşturmak
    Ekonomik uydular ya da ekonomik bağımlılık ilişkisi oluşturarak nüfuz alanı oluşturmak ekonomik ilişkilerin dış politika aracı olarak kullanılmasının bir diğer şeklidir. Devletler, böylece ham madde kaynaklarını ve pazarlarını garanti altına alırken uyduları siyasal olarak da kendilerine bağımlı hale getirerek etki alanı oluşturmakta, bu ülkelerin politikaları üzerinde sürekli etkili olmayı başarmaktadırlar.

    a.Dış Yardım
    Ekonomik ilişkilerin dış politika aracı olarak kullanılmasında dış yardım yaygın biçimde kullanılmaktadır. Devletler dış yardım silahını hem diğer devletlerin dış politikalarını kendi amaçları çerçevesinde etkilemeye çalışmak hem de bir bağımlılık ilişkisi doğurmak ve etki alanı oluşturmak amacıyla kullanmaktadırlar.
    Dış yardımlar, devletler tarafından etkili bir dış politika yaptırımı olarak da kullanılmaktadır. Devletler, daha önce dış yardım verdikleri ve bu yardıma bağımlı hale gelen ülkeleri yardımları kesme ile tehdit ederek onlar üzerindeki politik etkilerini sürdürmeyi hedefler.
    Dış yardımlar; askerî yardımlar, iktisadi yardımlar, teknik yardımlar ve insani yardımlar olarak dört grupta toplanabilir. İnsani yardımlar dışındaki yardımların kredi şeklinde verildiğini, hibe şeklindeki yardımların ise günümüzde neredeyse uygulamadan kalktığını söyleyebiliriz. Geçmiş dönemlerde hibe adı altında verilen yardımların da belli bir karşılığı bulunmaktaydı. Bu karşılık daha çok siyasal ve ekonomik çıkarlara hizmet edici nitelikteydi.
    I.Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD başta olmak üzere gerek Batılı sanayileşmiş ülkeler gerekse Doğu Bloku ülkeleri az gelişmiş ülkelere ekonomik ve askerî yardımlar yapmışlardır. Öncelikle veren ülkeler açısından dış yardımlar incelendiğinde şu tür amaçların güdüldüğü dikkati çekmektedir: Ülkeler dış yardımı ulusal güvenliği gerçekleştirmek, ekonomik kazanç sağlamak, insani kaygılar, ulusal prestiji artırmak, diplomatik ve siyasal araç olarak kullanmak için vermektedirler. Bu çerçevede, yardım eden ülkelerin bu yardımlarla stratejik ve siyasal çıkarlarını gerçekleştirmesinin yanı sıra uluslararası pazar paylarını koruyarak ya da artırarak bunu bir siyasal etki ve prestij unsuru olarak kullandıkları görülmektedir. Ülkeler; dış yardımlara kalkınma planlarını gerçekleştirmek, dış borç geri ödemelerinde kullanmak, iç istikrarı sağlamak, silahlı kuvvetlerini modernize etmek ve ulusal dış güvenliği sağlamak amacıyla başvurmaktadır.
    b.Ekonomik Yaptırımlar

    Yaptırımlar, genellikle bir cezalandırma aracı olarak kullanılmaktadır. Bir devletin diğerine uygulayacağı daha ziyade siyasi içerik taşıyan yaptırımlar aşağıda da ifade edildiği gibi üç grupta ele alınmaktadır. Bunlar:
    Boykot
    Boykot, bir devletin mallarının diğer devletin vatandaşları tarafından alınıp satamamasıdır. Boykot, daha çok iki ülke arasındaki ilişkilerin gerginleşmesiyle halkın tepkisi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber hükümetler tarafından da dolaylı yollarla teşvik edilebilir. Hatta diğer ülkeye yönelik uygulanan topyekûn bir politikanın doğal bir sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkabilir. Aralarındaki ilişkilerin gerginleştiği ülkeler, diğer ülkelere karşı ciddi bir ekonomik savaş başlatabilirler ve bu çerçevede o ülkeden ithalatı sürdürülen malların satışı yasaklanabilir. Şayet ilişkiler bu denli gerginleşmemişse o ülkeden ithal edilen malların alınıp satılmaması konusunda halka çağrıda bulunulabilir. Arap ülkelerinin halklarına çağrıda bulunarak dünyanın neresinde olursa olsun İsrail menşeli malları alıp satmamaları bunun önemli bir örneğini teşkil etmektedir.

    Ambargo
    Bir ülkeye herhangi bir malı veya tüm malları alıp satmamaktır. Bazen ambargo o ülkeye sadece bir malı satmamak veya o ülkeden mal almamak şeklinde de uygulanabilir. 1975’te ABD tarafından Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu gibi.

    Abluka
    Genel anlamda bir ülkenin dışarıyla bağlantısının kesilmesi anlamma gelmektedir. Abluka, ambargodan bir adım daha ileri giderek diğer ülkeye yönelik ambargonun etkin bir şekilde uygulanması amacıyla bunun askerî araçlarla desteklenmesi anlamına gelmektedir. Abluka, savaş sırasında düşman kıyılarının belli bir kesimine veya tamamına yaklaşılmasını ve bu kıyılardan açık denize çıkılmasını önlemek amacıyla savaş gemileri ile yapılmaktadır. Burada amaç bu devletin dışarıyla her türlü bağlantısını keserek başta askerî olmak üzere gereksinimi olan diğer malları almasını veya satmasını engellemektir.


    1. Savaş


    Savaş ve askerî yöntemler, yukarıda değinilen diplomasi ve ekonomik yöntemlerin sonuç vermediği ya da devletin doğrudan bir askerî işgale muhatap olduğu zaman kullanılan bir araçtır. Savaşlar; devletlerin ülkeyi savunmak, bir müttefik ülkeye yardım etmek, bir bölgeyi işgal etmek veya başka yolla ulaşamadığı bir amaca ulaşmak için başvurdukları bir yöntemdir. Savaş kavramı, doğrudan askerî güçle ilgili bir kavramdır. Devletlerin silahlanmaları olası bir savaşa hazırlık amacı taşıyabileceği gibi düşmanı olası bir saldırıdan caydırmayı da amaçlayabilir. Savaşların nedenleri üzerinde duran bilim adamları, bunların devletlerden ve sistemden kaynaklanan iki temel nedene dayandığını ifade etmektedirler.

    Bu çerçevede devletlerin özellikleri ve yapılarıyla savaş arasında ilişki kuran bilim adamları; demokratik ve ekonomik olarak gelişmiş, iç uyum konusunda sorunları olmayan ülkelerin daha ılımlı ve barış yanlısı olduklarını belirtmektedirler. Bu tür yazarlar, monarşilerle savaş arasında doğrudan bir ilişki olduğu üzerinde durarak otoriter rejimlerin savaşa daha yatkın olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunlara göre demokratik rejimlerin artması barışı sağlamaktadır. Genelde serbest girişimciliği ve piyasa özgürlüğünü yani iktisadi liberalizmi savunan bilim adamları zenginliğin artması ve devlet kısıtlamalarının azalması ölçüsünde barışın artacağını savunurlar.

    Diğer taraftan uluslararası sistemin yapısı ile savaş arasında da ilişki kurulmaktadır. Bilim adamları, tek kutuplu sistemi istikrarlı olarak nitelerken iki kutuplu sistemin de çok kutuplu sistemden daha istikrarlı bir sistem olduğunu belirtmektedir.

    Savaşla güdülen amaçlara gelince bunlardan bazıları; bir bölgeyi veya toprağı ele geçirmek; denetim altına almak; güvenliği sağlamak; zenginlik ve prestij kazanmak; etnik, dinî, kültürel kimliği ve değerleri korumak; düşman ülkeyi zayıflatmak; siyasal ideolojiyi yaymak; devletin bölünmesini, dağılmasını, toprak kaybetmesini önlemek; bir anlaşmadan doğan taahhüdü yerine getirmek; dost ülkeyi desteklemek; bir düşman ülkenin mağlup edilmesi amacıyla ülke dışındaki bir çatışmaya katılmak; ittifakın dağılmasını önlemek; güç dengesini korumak; diğer bir devletin hegemonik amaçlarına engel olmak; hayati önemi olan bir ekonomik çıkarı korumak; ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmak; daha sonra daha büyük bir savaşa girmemek için küçük bir savaşı ya da daha büyük bir tehlike olasılığı taşıyan bir güce karşı önleyici savaşı tercih etmek; tehlikede olan ulusları korumak ve ulusal onuru savunmaktır.
Etiketler
Konuyu Görüntüleyenler
    There are no members to list at the moment.
Bu web sitesi çerez kullanıyor
Oturum açma bilgilerinizi saklamak, web sitesi tercihlerini kaydetmenize, içerik ve reklamları kişiselleştirmenize, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için oturum bilgilerini saklamak için çerezleri kullanıyoruz.