Menu

Threaded View

  1. #1
    Avatar Resmi
    Öğretmenabi
    Mesaj
    166
    Konu
    166
    Üye Avatarı

    Mesaj:166

    Konu:166

    Aldığı Beğeni:0



    B. AKTÖRLERİN İLİŞKİ TÜRLERİ

    1. Çatışma Kavramı
    Çatışma kavramı, genellikle belli bir insan grubunun yine bir başka gruba uzlaştırılamaz nitelikteki çıkarları nedeniyle karşı çıkmasıyla ilgili bir kavramdır. Birey, grup ya da devletlerin uzlaştırılamayan çıkarlarından doğan çatışmanın en ileri aşaması; karşı tarafı ortadan kaldırmayı öngören şiddet ve şiddet unsurlarının kullanılmasıdır. Uzlaştırılamayan çıkar çatışması kaynaklar üzerinde, değerler üzerinde veya bir iktidar yapısı üzerinde olabilir.
    Çatışma; kaynakların kıt olmasından, bir toplum içindeki tüm bireyler için yeter ölçüde bulunmamasından, eşit dağılmamasından ya da bazılarının bu kaynakların daha fazlasına sahip olmaya çalışmasıdan doğabilir. Aile içinde yeterli kaynağın olmaması veya var olan kaynağın eşit dağılmaması, bireyler arasında şiddete varan çatışmaların yaşanmasına yol açabilmektedir. Bir ülke içindeki çatışmaların da büyük çoğunluğunun kaynakların azlığı veya eşit dağılmamasından gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Uluslararası toplumdaki çatışmalar da bundan farklı değildir.
    Uluslararası alanda da kaynakların herkese yetecek kadar bol olmaması, var olan kaynakların eşit dağılmaması veya bazı devletlerin bu kaynakların tamamına sahip olmaya çalışması çatışmayı doğurmaktadır. Dolayısıyla bu tür çatışmaların sona erdirilmesi çatışma nedeninin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Sonuçta kaynakları çoğaltmak, kaynakların eşit dağılımını sağlamak veya kaynakların tamamına sahip olmaya çalışan birey, grup ya da devletleri önlemek ve buna uygun önlemler almak gerekecektir.

    2. Tırmanma, Caydırma ve Savaş
    a. Tırmanma
    Devletlerarasındaki çatışmalar, nedenleri ne olursa olsun zaman zaman tarafları geri dönemeyecekleri bir noktaya taşımaktadır.
    Tırmanma (escalation), devletler arasındaki ilişkilerin karşılıklı güvenlik endişeleri nedeniyle ileri çatışma noktalarına kadar vardırılması sürecidir. Taraflar arasında asimetrik bir ilişki varsa tırmanma güçlü tarafın, pazarlık gücü fazla olanın isteğinin diğer tarafça kabul edilmesinin sağlandığı noktaya kadar taşınacaktır. Genellikle büyük devletlerle küçük devletler arasındaki çatışmalar buna örnek olarak gösterilebilir. Tırmanmanın hangi noktaya kadar vardırılacağı büyük ölçüde çatışmanın taraflarının sahip oldukları potansiyele ve kontrol ettikleri kaynağa bağlıdır. Öte yandan tarafların birbirlerinin güçlerini nasıl gördükleri ve değerlendirdikleri de önemlidir. İster asimetrik isterse simetrik bir ilişki olsun tarafların birbirlerinin potansiyelini nasıl değerlendirdikleri tırmanmanın boyutunu büyük ölçüde belirleyecektir. Tırmanma, genelde taraflardan en azından birinin riskin veya potansiyel maliyetin olası kazancı aşacağı ve aştığı değerlendirmesini yaptığı noktaya kadar devam etmektedir. Öyle ki bazen maliyet her iki taraf için de dayanılmaz noktaya ulaştığı halde taraflardan biri diğerinin durumunu doğru tahmin edemediği için uzlaşmaya daha önce varmak istemekte ve kaybeden taraf olmaktadır.
    Sonuçta herhangi bir tarafın kendi güvenliğinin, hayati çıkarlarının diğer tarafça tehdit edildiği algılamasıyla başlayan kriz ve bunun sonucunda başlayan tırmanma; taraflardan birinin veya her ikisinin de tırmanmanın ve olası bir savaşın kendi çıkarlarına zarar vereceği, diğer bir deyişle tırmanmanın maliyetinin getirisinden daha fazla olacağını düşünmeye başlamasına kadar devam edecektir. Bu anlamda tırmanma; basit bir sürtüşmeden, kapsamlı askerî çatışmalara, hatta nükleer silahların kullanıldığı küresel bir savaş durumuna kadar tüm süreci içine almaktadır.
    b.Caydırma
    İki veya daha fazla devlet arasındaki uzlaşmazlık normal olarak ya çatışmayla ya da uzlaşmayla sona erer. Böyle bir durumda her iki taraf da diğerini kendisine yönelik hareketinden ve davranışından vazgeçirmeye çalışır. Burada genellikle ya diplomatik araçlar kullanılır ya da askerî yöntemlere başvurulur. Bu süreçte zayıf olmanın saldırganı teşvik edeceğini düşünen devletler, askerî ve ekonomik güçlerini artırmayı güvenlikleri için bir garanti olarak görür. Dolayısıyla caydırmanın en iyi yönteminin savunma yeteneğinin artırılması yanında; siyasal, ekonomik ve askerî yaptırımları, güç unsuru ve tehdidi zamanında akıllıca kullanmak olduğu üzerinde durulmaktadır.
    Diğer bir ifadeyle caydırma, potansiyel gücün karşı tarafı olası bir davranıştan vazgeçirmek için akıllıca kullanılmasıdır. Caydırma (deterrence) bu anlamda tehdit veya vaat gibi mekanizmaları, diğer kaynakları hedef ülkenin davranışını etkilemek amacıyla bilinçli olarak kullanılmasına yönelik bir stratejidir.

    1950’lerden sonra üzerinde sıkça durulmaya başlanan caydırma kavramı aslında oldukça eskidir ve Thucydides ile Machiavelli’nin çalışmaların kadar (tam olarak aynı kavramı kullanmamış olsalar da) geri gitmektedir. Bununla beraber caydırma kavramının uluslararası ilişkiler literatüründe doğrudan yer alışı II. Dünya Savaşı sonrasında söz konusu olmuştur. Zira eskiden sahip olunan silahların teknolojik düzeyi ne olursa olsun bir savaş hazırlığı çıkacak bir savaşı mutlaka kazanmak amacıyla yapılırdı. Nükleer teknolojinin söz konusu olmasıyla çıkacak bir nükleer savaş her iki taraf için de felaketle sonuçlanacağından, süper devletlerin askerî hazırlığı nükleer bir savaşı caydırmaya yönelik olmuştur. Bu nedenle nükleer silahları kullanarak girişilecek bir saldırının ne kadar akıllıca planlanmış olursa olsun maliyeti faydasından fazla olacağından bu tür silahlara sahip olmanın amacı rakibi caydırmaktır.
    Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere caydırma, rakibi davranışını sürdürürse kendisi için bunun maliyetinin yüksek olacağı konusunda “ikna” etmek anlamına gelmektedir. Bir saldırı olduğunda harekete geçmeye yönelik savunma stratejilerinden farklı olan caydırma, diğer ülkeyi henüz bir eyleme girişmeden önce bundan vazgeçirmeyi amaçladığından olası bir çatışmayı önlemeye yönelik bir stratejidir. Ancak burada iknaya yönelik çabanın başarılı olması için karşı tarafın gerçekten ilgili devletin güç kullanacağına inanması gerekir. İnandırıcılık, caydırıcılık için önemli bir ön koşul olduğundan devletin gerekirse güç kullanabileceği konusunda karşı tarafı daha önceki davranışlarıyla da ikna etmiş olması gerekmektedir. Karşı tarafı güç kullanma yoluyla tehdit ederek caydırıcı olmaya çalışan devletin böyle bir durumda kendisinin de büyük bir zarara uğrayacağı olasılığı varsa bu davranışı karşı taraf için inandırıcı olmayabilir. İki ülke arasındaki güç dengesinde asimetrik bir ilişki varsa bu konuda avantajlı konumda olan devlet bunu daha rahat kullanabileceği için kuşkusuz karşı taraf üzerinde daha fazla caydırıcı bir etkiye sahip olacaktır.

    Geçmişte de hep uygulanagelmiş bir strateji olan caydırma, ABD ve SSCB’nin nükleer stoklarının artmaya başlamasıyla nükleer silahların ışığında yeniden ele alınmıştır. Bu yeni dönemde nükleer kapasiteye sahip devletler, askerî (nükleer anlamda) güçlerini diplomatik müzakere masasındaki pazarlık gücünü artırmak ve diğer ülkeyi olası bir saldırıdan caydırmak amacıyla geliştirmeye yöneldiler. Her iki süper devletin de Soğuk Savaş’a rağmen doğrudan karşı karşıya gelmemelerini nükleer silahların bir yerde müzakere sürecini etkilemiş olması ve caydırma işlevi görerek önleyici diplomasi (preventive diplomacy) aracı olarak kullanılması sağlamıştır.

    c.Savaş
    Savaş, en genel anlamıyla isteklerin karşı tarafa zorla kabul ettirilmesi için başvurulan bir şiddet eylemidir. Bu nedenle düşmana amaçların kabul ettirilebilmesi için kullanılan araçlardan şiddet içerenine savaş denmektedir. Savaş; siyasal gruplar ve devletler arasında belli bir zaman süresinde, belirli büyüklükte silahlı güçlerle yürütülen çatışmadır. Savaş, siyasal örgütlenmelerin aralarında çözemedikleri anlaşmazlıkları güce ve şiddete dayanarak çözme girişimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaş, tarih boyunca tüm toplumlar arasındaki bunalımlarda sonuç alabilmek için başvurulan son yöntem olmuştur. Savaş, aynı zamanda devletler arasında veya aynı ülkeden iki grup arasında söz konusu olan ve başka bir yolla elde edilemeyen amaca kuvvet yoluyla ulaşmak, isteklerini kabul ettirmek ya da başkasının isteklerine boyun eğmemek amacıyla girişilen harekettir. Savaşlar bazen etnik nedenlere, bazen sınır iddialarına, bazen tarihsel nedenlere, bazen de ideolojik nedenlere dayanabilir. Bir ülke içinde farklı gruplar arasında veya belli bir grup ya da gruplarla hükümet güçleri arasındaki çatışmalar için kullanılan “iç savaş”, uluslararası hukuk anlamında “savaş” olarak nitelenmemektedir. Bunlar daha ziyade iç çatışma, isyan veya ayaklanma gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Savaş olarak değerlendirilebilmesi için her iki tarafın da devlet olması gerekmektedir.

    Savaş dendiğinde devletler arasında söz konusu olan karşılıklı silahlı çatışmalar kastedilmektedir. Buna uluslararası savaş (uluslararası çatışma) da denmektedir ve tarafları açısından, çatışmanın süresi açısından, çatışmada kullanılan araçlar açısından, çatışmanın mekânı, organizasyonu ve güdülen amaçlar açısından diğer çatışmalardan ayrılmaktadır. Savaşların veya uluslararası çatışmaların nedenlerini üç ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar:

    • Sınır Sorunları
    • Etnik Sorunlar
    • İdeolojik Sorunlar

    Devletler arasında çatışmaya yol açan amaçlar ise aşağıda yer aldığı gibi üç ana grupta ifade edilebilir.



    • Emperyalizm
    • Revizyonizm
    • Milliyetçilik

    Devletler arasındaki çatışmalar devletlerin emperyalist amaçlar gütmelerinden, daha önce bir uluslararası anlaşmaya dayalı olarak kurulan statükoyu değiştirmeye çalışmalarından veya milliyetçilik türü politikaları dolayısıyla yayılmacı amaçlar gütmelerinden kaynaklanabilir. Bir devletin bir bölgede kendi aleyhine olduğunu düşündüğü bir güç dağılımını değiştirerek kendi çıkarları doğrultusunda yeniden kurmayı amaçlamasına revizyonizm denmektedir. Kavram en basit haliyle bir şeyi değiştirmek anlamına gelmektedir.

    Uluslararası çatışmaların çözümü için öngörülen yöntemler de üç grupta sınıflandırılabilir.

    • Diplomatik Yöntemler
    • Askeri Yöntemler
    • Hukuksal Yöntemler

    Diplomatik Yöntemler: Günümüzde ikili, bölgesel ve uluslararası çatışmaların çözümünde genellikle diplomatik çözüm yolu takip edilir. İki ülke arasında etnik sorun, sınır sorunu, ekonomik sorun veya bunların neden olduğu bir güvenlik sorunu olabilir. Bu sorunlar tarafları doğrudan çatışma noktasına getirmiş olabilir. Dolayısıyla taraflar aralarındaki çatışmaları gidermek için öncelikle barışçıl bir yöntem olarak bilinen diplomasiyi tercih ederler. Bu süreçte ilgili tarafa ya da taraflara diplomatik yaptırımlar uygulanabilir. Bu tür yaptırımlar, ilgili ülkeyi protesto etmekle kalabileceği gibi o ülkeyle diplomatik ilişkilerin kesilmesine kadar varabilir.
    Diplomatik yöntemler aşağıda yer aldığı haliyle üç farklı biçimde gündeme gelmektedir.

    • Müzakere veya Görüşme
    • Arabuluculuk
    • Komisyon Oluşturma

    Devletler ikili ve çok taraflı sorunlarını aralarında müzakere ederek görüşmeler yoluyla çözebilirler. Bazen bu sürece alt düzeydeki diplomatlar katılabileceği gibi bazen sorunun önemine bağlı olarak daha üst düzey diplomatların da dâhil olması söz konusu olabilir. Ancak bu süreçlerde çözülemeyecek sorunlar doğrudan dışişleri bakanlarının katılacakları görüşmelerde ele alınabilir. İkili ve çok taraflı sorunların birçoğu bu tür toplantılarda çözüme kavuşturulamayabilir. Böyle durumlarda soruna taraf olan ülkelerin başbakanları veya devlet başkanları sorunu doğrudan ele alarak çözmeye çalışabilirler.

    Diplomatik çözüm yöntemleri arasında ara bulucudan yararlanma müzakerelerde önemli bir yöntem olarak genel kabul görmektedir. İkili çatışmalarda ara bulucu bir ülkenin başbakanı ya da devlet başkanı veya üst düzey bir diplomatı olabileceği gibi BM Genel Sekreteri yahut onun görevlendireceği bir diplomat veyahut -sürece kendisi dâhil olmuş bir eski sıyası lider de olabilir. Bunlardan hangisi olursa olsun ara bulucunun tarafsız olması, güven duyulması ve sorunun çözümüne yardımcı olma kapasitesine sahip olması gerekir. Ara bulucunun görevi taraflar arasında dolaylı görüşmeler sürecinden doğrudan görüşmeler sürecine geçmelerini sağlamaktır ve tarafların görüşlerini yakınlaştırmaktan ibarettir. Ara bulucu taraflara kendi çözümünü dayatamaz ama taraflara bazı önerilerde bulunabilir.
    Diğer bir yöntem ise komisyon oluşturmaktır. Taraflar aralarında çatışma konusu olan sorunun çözümünü birlikte oluşturacakları bir komisyon aracılığıyla gerçekleştirmeye karar verebilirler. Türkiye ile Ermenistan arasında sözde soykırım iddiasının çözümü için 2009’da oluşturulması öngörülen ancak gerçekleştirilemeyen ortak tarih komisyonu buna örnek verilebilir.

    Hukuksal Yöntemler: Devletler arasındaki çatışmalar müzakerelerle çözülemezse hukuksal yöntemler devreye sokulabilir. Bunlardan bazıları tarafların ortak rızasını gerektirirken bazılarında buna gerek yoktur. Örneğin ilgili sorun bir hakem mahkemesine götürülecekse öncelikle taraflar arasında hakemin nasıl seçileceği ve kimlerden oluşacağına ilişkin ayrıntıları düzenleyen bir hakem sözleşmesi yapılması gerekir.

    Taraflar, aralarında çatışma konusu olan sorunu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmeye de karar verebilirler. Bu durumda da tarafların sorunu birlikte götürmeleri ya da bu konuda ortak rızalarının olması gerekmektedir. Her iki durumda da kararlar taraflar açısından bağlayıcıdır ve alman kararlara uyulması zorunludur.

    Askerî Yöntemler: Çatışmaların sona erdirilmesinde en son kullanılabilecek yöntem askerî yöntemlerdir. Doğrudan askerî yöntemlerin uygulanması meşru savunma dışında uluslararası hukuk taralından yasaklanmıştır. Dolayısıyla saldırı fiili; uluslararası hukukun yasakladığı bir fiil olmasına rağmen devletler karşı taraftan bir saldırı beklentisi içinde oldukları zaman, bir müttefik ülkeye yardım için, bir bölgeyi veya toprağı işgalden kurtarmak için ya da bir bölgeyi veya toprağı işgal etmek için askerî güce başvurmaktadır.

    Nedeni ne olursa olsun BM hukuku gerçek bir saldırı olmadığı sürece doğrudan askerî güç kullanımını yasaklamıştır. Askerî gücün hangi koşullarda kullanılabileceği Birleşmiş Milletler Örgütü’nün Kurucu Antlaşmasının 51. Maddesinde belirtilmiştir. Buna göre bir devlet gerçek bir saldırıya uğraması halinde sorunu öncelikle BM’ye bildirir. İlgili devlet, BM harekete geçinceye kadar meşru savunma hakkını kullanarak saldırgan devlete karşı askerî yöntemleri kullanabilir.


    1. İş Birliği ve Aktörlerin İş Birliği Türleri


    Devletler arasında çatışma kadar iş birliğine yönelik ilişkiler de yaygındır. Diğer bir ifadeyle liberal düşünceyi savunanlara göre uluslararası ilişkiler, realistlerin iddia ettiği gibi mutlak bir savaş durumu değildir. İş birliği yoluyla savaşın önlenebileceğine, barışın sürekli hale gelebileceğine inanan liberal ve idealist felsefeyi benimseyen bilim adamları, bunun uluslararası örgütlerin ve kurumsal mekanizmaların artmasıyla veya artan uluslararası karşılıklı bağımlılıkla yahut demokrasinin yaygınlaşmasıyla gerçekleşebileceğine inanırlar.

    Uluslararası alanda karşılıklı çok taraflı bağımlılığın artması iş birliğini teşvik eden önemli bir faktördür. Karşılıklı bağımlılık, bir küçük devletin bir büyük devlete olan bağımlılığından farklı bir durumdur. Karşılıklı bağımlılıkta bütün devletler birbirlerine ekonomik, askerî, kültürel, bilimsel, siyasi, güvenlik, mali, ticari, çevre ve insan hakları konularında bağımlı durumdadırlar. Günümüzde bir ülkenin yaşadığı ekonomik veya mali kriz kısa sürede diğer ülke ya da ülkeleri etkilemektedir.

    2009 dünya ekonomik krizi bunun en güncel örneğini oluşturmaktadır. Ortaya çıkan ekonomik kriz tüm ülkeleri etkilemiştir. Bu durum ister istemez ülkelerin birlikte hareket etmesini ve iş birliği yapmasını gerektirmiştir. Bu amaçla düzenlenen uluslararası konferanslarda ortak çözümler için iş birliğinin devamı kararlaştırılmıştır. Aynı şey güvenlik alanında da söz konusu olmaktadır. Belli bir bölgede belli bir ülke için ortaya çıkan güvenlik sorunu, yalnız o ülkeyi ya da o bölgedeki ülkeleri etkilemekle kalmayarak uluslararası bir güvenlik sorunu haline gelebilmektedir.

    1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi yalnız Kuveyt’i veya bölge ülkelerini ilgilendiren bir sorun olarak görülmemiştir. Bu sorunu çözmek için Birleşmiş Milletler bünyesinde uluslararası iş birliği gündeme gelmiş ve BM çatısı altında oluşturulan ortak uluslararası askerî güçle Irak’ın Kuveyt’i işgalinden vazgeçmesi sağlanmıştır. Aynı şekilde 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna-Hersek krizinde de uluslararası iş birliği olmasaydı sorunun çözümü mümkün olamayabilirdi. Her ne kadar 200.000 dolayında Bosnalı Müslüman’ın Sırplar tarafından öldürülmesinden sonra harekete geçilmiş olsa da BM çerçevesinde uygulanan yaptırımlar ve NATO tarafından düzenlenen operasyonlar sonucunda sorunun 1995’te Dayton Antlaşması’yla çözümü söz konusu olmuştur. Aynı şekilde 1998-1999’da ortaya çıkan Kosova krizi de NATO bünyesinde gerçekleştirilen iş birliği sayesinde çözülebilmiş, Müslüman Arnavutların ve Türklerin Bosna benzeri bir Sırp katliamına maruz kalmaları önlenmiştir.

    Ekonomik kriz devam ederken Ocak 2009’da Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu, 2009 Nisan’ında Londra’da düzenlenen G-20 Zirvesi, IMF ve Dünya Bankası’nın 2009 Nisan’ında İstanbul’da düzenlediği toplantı ve 2009 Kasım’ında Roma’da toplanan Dünya Gıda Güvenliği Zirvesi ekonomik alanda; Aralık 2009’da Kopenhag’da düzenlenen Dünya İklim Değişikliği Zirvesi ise çevre alanında son zamanlarda gündeme gelen uluslararası iş birliği süreçleridir.

    Söz konusu çok taraflı uluslararası konferanslar şeklindeki toplantılar dışında siyasal ve güvenlik sorunlarının ele alındığı devlet başkanları ve başbakanların katıldığı ikili zirve toplantıları da düzenlenmektedir. Bunların dışında uluslararası örgütler nezdinde sürdürülen iş birliği girişimleri devam etmektedir. Bu bağlamda ekonomik, askerî, siyasi ve sosyal konularda uluslararası örgütlerin oluşturulması başlı başına bir iş birliği olduğu gibi bunların faaliyetleri ve bu faaliyetlere üye ülkelerin katılımı, uluslararası iş birliğinin çeşitli düzeylerde süreklilik arz ettiğini göstermektedir.


    Özetlersek devletler; bir bölgesel sorunun ya da uluslararası bir krizin çözümü için bir araya gelerek iş birliği yapabilecekleri gibi kendi aralarındaki siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunlarını çözmek için de iş birliğine gidebilirler. Bunlar daha ziyade ad hoc nitelikli iş birliği süreçlerdir. Diğer bir ifadeyle yer ve zamanı soruna bağlı olarak değişmektedir ve sorunun bitmesiyle süreç sona ermektedir.
    Oysa uluslararası örgütler çerçevesinde yürütülen iş birliği, süreklilik göstermesi açısından diğerlerinden farklılık göstermektedir.

    Uluslararası iş birliği üç şekilde gündeme gelmektedir. Bunlar:

    • İkili İş Birliği
    • Ad Hoc Çok Taraflı İş Birliği
    • Uluslararası Örgütler Çerçevesinde Yürütülen İş Birliği
Etiketler
Konuyu Görüntüleyenler
    There are no members to list at the moment.
Bu web sitesi çerez kullanıyor
Oturum açma bilgilerinizi saklamak, web sitesi tercihlerini kaydetmenize, içerik ve reklamları kişiselleştirmenize, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için oturum bilgilerini saklamak için çerezleri kullanıyoruz.