Magazin Editor
Magazin Habercisi
Son oynanan Fenerbahçe - Beşiktaş derbisi, ne yazık ki bu aynayı kırık bir yüzey gibi karşımıza koydu. Kırılan yalnızca oyunun ritmi değil; güven, emek ve inançtı.Saha dediğimiz yer, aslında bir mahkeme gibidir. Hakemler yargıç, futbolcular savunma, tribünler ise vicdan… Ama o gün, bu mahkemenin terazisi şaştı. Beşiktaş sahada mücadele ederken yalnızca rakibiyle değil, görünmeyen bir ağırlıkla da boğuştu. Kararlar, oyunun doğasına değil, tartışmaların gölgesine hizmet etti sanki.Oysa futbol, adaletle güzeldir. Bir golün değeri, sadece ağları sarsmasından değil; hak edilmiş olmasından gelir.Bu kırılmanın yankısı yalnızca derbiyle sınırlı kalmadı. Bir başka şehirde, Karadeniz’in dalgalarıyla büyüyen bir takım; Trabzonspor, sahada emeğinin karşılığını almak için ter dökerken, onun zaferi de tartışmaların gürültüsünde boğuldu. Galatasaray karşısında kazanılan bir galibiyet, tertemiz bir hikâye olabilecekken, adalet duygusunun zedelenmesiyle gölgelendi.Çünkü futbol bir bütündür. Bir yerde adalet sarsılırsa, diğer sahalarda da güven eksilir. Bir maçın sonucu, diğerinin anlamını etkiler. Zincirin bir halkası kırıldığında, tüm yapı sallanır.Bugün konuşmamız gereken şey skorlar değil. Bugün mesele, “kim kazandı?” sorusu da değil. Asıl soru şu: Futbol ne kaybetti?Cevap ağır…Türk futbolu, bir kez daha kendi gölgesine yenildi. Emeklerin sorgulandığı, alın terinin tartışıldığı bir düzen, en büyük zararı oyunun ruhuna verir. Taraftarın kalbindeki o saf heyecan, yerini kuşkuya bırakırsa; işte o zaman tribünler dolar ama inanç boşalır.Ve unutulmamalıdır ki, adalet yalnızca kazananı değil, kaybedeni de korur. Adalet yoksa, zafer bile eksiktir.Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit:Futbol, adil olduğu sürece güzeldir.Aksi hâlde, sahada oynanan yalnızca bir oyun değil…Kaybedilen bir değerdir.Eyüp Yardımcı Duhuliye.com